AnasayfaEski ParşömenSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kompartıman 6.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Philomela Gaia
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kayıt tarihi : 31/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
92/100  (92/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Kompartıman 6.   Ptsi Ağus. 29, 2011 9:35 pm


    Londra, onun için yabancı bir şehir. Aslen Yunanistan'da yaşayan annesiyle beraber, yaz tatilini orada geçirdikten sonra iki gün önce gelmişlerdi buraya. Adeta iki yakın arkadaş gibi anlaşan bu bayanlar, birkaç dakika sonra ayrılacaklardı. Fakat tekrar buluştuklarında Philomela daha da büyüyecekti, daha da olgunlaşacaktı ve daha fazla annesini anlamaya başlayacaktı. Her dönem ikisi de birbirlerinin karşısında bambaşka sürprizlerle çıkıyorlardı. Philomela'nın babasının olmayışı, aslında ikisinin arasındaki bağları güçlendirmişti. Annesinden sakladığı tek şey vardı, babasından almayı planladığı intikam. Annesi babasını her zaman için çok sevmişti ama Philomela bu sevginin boşa olduğunu düşünüyordu. Yaşını başını almıştı kadın ama yine de dul olarak anılıyordu. Oysa sokakta bile gezse birkaç talibi rahatlıkla çıkardı. Kadın hem güzeldi, hem de zengindi. Kıyafetlerinden bile anlaşılıyordu bu. Kompartımana gelirken bile kürkünü üzerine geçirmişti, genç kız annesinin hayvanseverlerin saldırısına uğramayacağını ümit ediyordu. Onun üzerindeyse yeşil bir tişört ve siyah kapüşonlu ceket vardı. Annesinin gözlerinin içine bakıyordu, hayattaki en önemli varlığından ayrılmak istemiyordu. Yazını gerçekten doya doya geçirmişti. Annesiyle beraber arkeolojik kazılara gitmişti, ileride bir arkeolog olmak istemiyordu tabi ama hobi olarak ilgilenebilirdi. Kitap okumuştu, kültürlenmişti. Kısacası verimli bir tatil geçirmişti. Onun gibi karanlık ruhlu birine uymayacak kadar ineklemiş ve iyi davranmıştı. Belki de içinde tutmuştu çoğunu, Hogwarts'a saklamıştı. Acısını Hogwarts'ta çıkartacaktı. Nasılsa bir tane bile bağrına basabileceği dostu yoktu, hatta arkadaşı bile yoktu. Sadece binadaşlarından birkaçıyla iyi geçiniyordu. Diğerleri hep düşmanıydı, hatta çok güvendikleri bir zamanlar ona ihanet etmişti. Zaten bu kızın hayatı hep ihanetlerle doluydu. Derin bir iç çekti ve kahverengi saçlarını arkasına atarak annesine gülümsedi. Gitme vakti gelmişti, bu ayrılık her ikisine de hüzün veriyor olsa da daha önce dört defa yaptıkları gibi yapacaklardı bunu da. Kız annesine sarıldı, kokusunu doya doya içine çekti. "Annem, seni çok seviyorum." dedi. Annesinin de ağzından birkaç kelime döküldü fakat kız bunları duymuyordu. Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldükten sonra annesinin omzundan kaldırdı başını ve sağ elini tersiyle hızlı bir hareketle sildi gözyaşlarını. Gülümsedi kadına ve elindeki çantayla beraber kompartımana doğru ilerlemeye başladı. İnsanların kendisini bu durumda görmesini pek istemiyordu, çünkü Philomela okulda böyle değildi. Her şeyi yıkan alkolik, annesinin kuzusu oluvermişti. Emindi ki bunu gören birkaç kişi vardı ve ona karşı kullanacaklardı. Nefesini verdi ve kompartımandan içeri girdi. İçeriyi süzüyordu, çantasını nereye koyacağını arıyordu kahverengi gözleri. Uygun bir yer bulamamıştı, muhtemelen kucağında duracaktı. Tanıdık birkaç yüz gördü, ama sadece tanıdık. Çoğuyla hiçbir bağlantısı yoktu. Cam kenarına oturdu, annesine rahatça el sallayabilmek için. Kadının zümrüt yeşili gözlerine odaklanmıştı, trenin hareketini usulca beklerken. Tam o sırada çaprazında oturan Serafine'i fark etti. Ah o küçük cadı, Ravenclaw'a seçildiğinden şüpheliydi Philomela. Aslında çok tatlı, güleryüzlü bir kızdı. Belki de arkadaşlıklarındaki tek engel Caroline'di ama bu da aşılması güç bir engeldi. Yüzünü buruşturdu, ardından yanına çöken kıza baktı anlamsızca. Tanımadığı biri yanına oturmuştu, bu durumda ne düşüneceğini bilemiyordu. Kıza baktı gülümsedi, onun şeker kahverengi saçları ve açık yeşil gözlerini süzdü bir süre. Ardından elini uzattı, Hogwarts moduna girmişti bile. "Selam." dedikten sonra tek kaşını kaldırdı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Michelle Malmsten
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 31
Doğum tarihi : 02/05/97
Yaş : 21
Mücadele Tarafı : Aydınlık taraf.
Sihirsel Soy : Safkan.
Evcil Hayvanı : Coco isimli, karamel rengindeki hamster.
Kayıt tarihi : 18/08/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
95/100  (95/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Kompartıman 6.   Salı Ağus. 30, 2011 1:17 am

    İç dünyasındaki sorunlarından kurtulmak için oldukça verimli bir yaz geçirmişti Michelle. Annesinin ikna etmesi sonucu onu götürdüğü geziler, alışverişler saymakla bitmezdi. Kafasının dağılması için oldukça uygun bir ortamda bulunuyordu. Gün içinde eğlenip gülerek, kalıplaşmış hayat rutininden sıyrılsa da eve dönünce her şey eski haline dönüyordu Michelle için. Evin taş duvarları arasında tüm anıları, acıları tekrar tekrar diriliyordu ruhunda. Unutmak için birçok fırsat geçmişti eline, babasının esrarengiz bir şekilde kaybolup bir daha da bir haber alınamadığını unutmak ve bu olayı atlatmak için birçok fırsatla karşılaşmıştı aslında. Ama unutamasının sebebi bunu yapamaması değildi; yapmak istememesiydi. Babasının sadece bir anı olarak kalmasını istemiyordu çünkü. Bir anıdan çok daha fazlasına ihtiyacı vardı Michelle'in. Yanı başında olan annesine fark ettirmeden içinde güttüğü intikam duygusu onu yalnızlaştırmıştı. Çünkü artık onun emelleri vardı, elde etmek istedikleri ve gerçekleştirmeyi planladıkları vardı. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu çok iyi biliyordu. Doğru yoldan kopmadan emellerine ulaşmayı istiyordu körü körüne. Ama bir adım bile yol aldığı söylenemezdi. Her şey sadece planlarda, zihnindeydi. 3 yıldır babası için hiçbir şey yapmamıştı, yapamamıştı. Kurduğu stratejileri nerede ve nasıl yola koyacağını bilmiyordu. Bundan daha büyük bir sorunu da bu olayda tek başına mücadele ediyor olmasıydı. Annesi umudunu çoktan yitirmişti. Yaptığı tek şey babasını geçmişte bırakmaya çalışmaktı, Michelle'in tam tersine, o her şeyi geçmişte bırakıyordu. Bunun için her ne kadar nefret etmeye çalışsa da ondan yapamamıştı Michelle. Babasını kaybetmişti zaten, şu an sahip olduğu tek ailesi olan annesini de kaybetmeyi göze alamazdı. Lacivert, deri çantasını kaygan, mermer zeminde sürüklerken annesinin ılımlı elleri, ellerini kavrayıvermişti. Ona ay gibi parlayan, koca yeşil gözleriyle bakarken annesine sahip olduğu için şanslı hissediyordu Michelle. Ne diyeceğini bilemediği için sadece tebessüm edebildi. Zihnindeki kuru düşünceler arasında boğulurken başlayacak olan yeni dönemi düşlemeye başladı birden. Yeni bir sene, yeni dersler, belki yeni öğretmenler ya da öğrenciler, arkadaşlıklar, düşmanlar, olaylar ve daha nicesi. Michelle bunun öyle olmadığını düşünse de derinlerde bir heyecan, bir titreme hissediyordu. Yeni dönemin ona mutluluk getireceğini düşünüyordu belki de. Ama ona kalırsa mutlu olmayı hak etmiyordu o. Babası için hiçbir şey yapamamış, vefasız bir evlat gibi hissediyordu kendini. Beceriksiz, işe yaramayan biriymiş gibi. İçinde kopan duygu fırtınalarını bir kendi bilirdi zaten. Kimseyle paylaşmamıştı asla. Paylaşmaya cesaret edemiyordu. Annesinin onun için tek öğüdü 'Bunları geçmişte bırakmalısın.'olmuştu. Michelle’in bunu yapmak istemediğini neden kimse anlamak istemiyordu? O savaşmak, mücadele etmek istiyordu. Çaresiz olduğunu kabullenmişti artık. Tek başına kalmış olan çaresiz bir kız. Kendini başarısız olmuş gibi hissetmekten alıkoyamamıştı yine. Alnına düşen kumral, kıvırcık saçlarını başının gerisine doğru ittirirken rahatlamak istercesine derin bir nefes aldı Michelle. Gitme vakti gelmişti sanırım. Michelle bunun için o kadar da üzülmüyordu aslında. Hogwarts’ta aralarından sadece birkaçını tanıdığı kuru kalabalık kendini daha az yalnız hissettiriyordu. Hogwarts onun eviydi, güvende ve huzurlu hissedebildiği bir yerdi. Yıl boyunca o kadar meşgul oluyordu ki, zihninde onu sıkboğaz eden iç sesinden kurtulabiliyordu. Michelle bunu hak etmediğini düşünse de bir nebze bile olsa mutlu hissediyordu Hogwarts’ta. Sihir dünyası onu her zaman içine çekmiş ve sıcaklığıyla huzurlu kılmıştı zaten. Annesi onu küçük bir kız çocuğu misali saçlarıyla oynarken Michelle alaycı bir şekilde gülerek''Şunu keser misin anne?'' diye söylendi. Annesinin solgun yüzünde ışıldayan iki yaşlı göze gülümseyerek bakarken, annesi onu kendine doğru çekerek sıkıca sarıldı. Gözlerinden akan sıcak damlalar Michelle’in omzuna düşerken ''Benim küçük kızım.'' diyerek iç çekti. Michelle bu duygusal tavırlara aynı tepkiyle karşılık vermemek için kendini zor tutsa da sakin ve mesafeli tavrını sürdürmüştü. Yine de annesini saran kollarına engel olamamıştı. Sevgiyle fısıldadı annesine; ''Seni seviyorum anne, göründüğünden daha çok hem de.'' Annesi, başını iki elinin arasına alarak, kızına gururla baktı birkaç saniye. Burnunu çekerek yerdeki valizi kaldırmak için eğildi ve usulca ''Hadi git Misha.'' dedi. Michelle valizini annesinin elinden aldı ve yanağına ufak bir öpücük kondurarak trene doğru ilerledi. Yalnız olacağı bir yer bulma umudu içerisindeydi ama bir kez olsun bunu yapmadı ve gördüğü ilk koltuğa bıraktı kendini. Cam kenarında oturan kızın buz gibi bakışlarını üzerinde hissederken o kadar da soğuk olmayan sesiyle "Selam." dediğini işitti. Başını ondan yana çevirerek birkaç saniye için kızı süzerken engel olamadığı sevimli ifadesiyle ''Merhaba.'' diye cevapladı. Kucağında kalan valizi koltuğunun altına sıkıştırmaya çalışırken karşısındaki siyah, parlak saçlı kız çarptı gözüne. Bir, iki debinmeden sonra valizini koltuğunun altına sıkıştırmayı başarmıştı Michelle. Annesini bulmak istercesine gözlerini dışarıya dikerken tren harekete geçmişti. Giydiği yeşil ceketle dikkat çeken annesine gülümsedi. Tren harekete geçtiğinde sessiz, sakin bir yolculuk istiyordu Michelle. Ağzını bir daha açmak zorunda kalmaması onun için en iyisiydi. Kendini insanlardan böylesine soyutlamak bir anda doğru gelmemişti ona. Ne zamandan beri bu kadar pasif, bu kadar sönük hale gelmişti? Boğazını hafifçe temizlerken oldukça atılgan bir tavırda ''Sana da merhaba.'' dedi karşısındaki koltuklarda oturan kıza. Bir an için bu sosyal olma çabasına inanamamıştı Michelle. Sonunda onun da bir hayatı olduğunun farkına varıyor olmalıydı belki de.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
M. Serenity Bennett
Ravenclaw VI. Sınıf
Ravenclaw VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Mücadele Tarafı : Kendi tarafı işte.
Sihirsel Soy : Üvey annesi ve babası safkan. Gerçek annesi melez babası muggle doğumlu.
Evcil Hayvanı : Kurtlara bayılır ama evde bir kurt besleyemeyeceğine göre sadece bir köpekle yetinmek durumunda kaldı. Beyaz bir terier, adı Toil.
Kayıt tarihi : 28/06/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
95/100  (95/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Kompartıman 6.   Çarş. Ağus. 31, 2011 12:19 pm

    "İstersen ayaklarına tapın, asla onlar gibi olamayacaksın, kimse de senin onların kızı olduğuna da inanmayacak, biliyorsun değil mi?" dedi Jack, Sera'ya bakarak. İkisi kalın dallı bir ağacın birer dalına yerleşmişti. Yıllardır bunu yaparlardı, burada kimse onları rahatsız edemezdi hem. Sera küçüklüğünden beri en iyi dostu olan Jack'e baktı. O bir Kofti idi, annesi ve babası iki Seherbazdı, Sera'nın ailesinin de eski dostuydu. Jack'le Sera iki yaşlarında tanışmışlardı ve o zamandan beri aralarından su sızmazdı. Sera ilk başlarda Jack'in onun gibi büyü yapamasından oldukça rahatsız olduğunu hatırlıyordu genç kız. Ama sonra iyice alışmıştı buna. Hogwarts'ta bulamadığı dostluğu normal birinde bulmuştu. "Biliyorum Jack. Onlar gibi olmayı da istemiyorum biliyorsun." O aptallara asla benzemek istemiyordu, evet. Bunu sesli söylememişti çünkü onlardan her ne kadar nefret etse de onlar kızın yetimhanede çürümesini engellemişlerdi. Jack düşünceli kahverengi gözlerini Sera'ya çevirdi. "Hogwarts'a gidiyorsun, ha?" dedi. Sesindeki özlem belli oluyordu. Sera onun Hogwarts'a ne kadar gitmek istediğini biliyordu. "Evet." dedi Hogwarts'a gitmek için heyecanlandığını belli etmemeye çalışarak. Ama biriyle yıllardır arkadaş olunca bu işe yaramıyordu. Jack onun içini okuyabilirdi. Yıllardır bu zamanlarda Jack çok hüzünlü olurdu, Sera on bir yaşında onu gizlice Hogwarts'a götürmeyi bile düşünmüştü. Ama dokuzuncu peronla onuncu peronu ayıran duvara gelince, o yıl Jack'in burnunu nasıl kırdığını ailesine açıklamak zorunda kalmışlardı. "Serafine! Gidiyoruz haydi!" dedi annesinin ince sesi. Sera Jack'e bakmadan aşağı indi, baktığında birden gözyaşlarını boşalacağını biliyordu. O güçlü olacaktı, Jack için ne kadar üzgün olduğunu belli etmeyecekti, çünkü çocuk da onun gibi acınmaktan ve zayıf olduğunun düşünülmesinden nefret ederdi. Hızla annesinin yanına koştu, bavulunu kaptı ve babasının bindiğinin yanındaki süpürgeye bindi.

    Kalabalık istasyonda zorlukla ilerlemeye devam etti genç cadı. Annesi ve babası tam arkasındaydı, zaten bu yüzden daha hızlı gitmek istiyordu. Aklına arkadaşını getirmemeye çalışıyordu ama bu o kadar kolay değildi. Bu yüzden dikkatini çevresindeki Muggle'lara verdi. Hepsi ne kadar da aceleciydi, birisi birisini itliyor, herkes yüksek sesle konuşuyor, bilmem ne treninin ne zaman kalkacağını soruyorlardı. Sonunda gözlerini sadece önüne çevirerek dokuzuncu peronda ilerledi. Bir süre sonra birisinin kolunu kavradığını hissetti. Korkarak arkasını döndü ama bu sadece babasıydı. Bu gürültüde sesini duyamayacağını anlaması için birkaç kere kıza bir şeyler söylemesi gerekti. Sera elleriyle kulaklarını işaret etti ve başını iki yana salladı. Babası iç çekerek eliyle bir yeri gösterdi. O zaman Sera anladı. Kalabalık yüzünden tamamen farklı bir yana sürüklenmişti. Onuncu peronu bulunduğu peronla ayıran duvarı işaret etmişti babası. Sera kendi aptallığı yüzünden başını bir yerlere vurmak istiyordu resmen. Onun yerine babasını takip etti. Buraya ilk geldiğinde oldukça korkmuştu duvardan geçmekten, hatta öyle bir ağlamıştı ki annesi ve babası onu kandırıp duvara itmişti. O günden bu yana 6 yıl geçmişti, şimdi Sera duvardan geçmeyi eğlenceli buluyordu. "İlk ben." dedi kız ve eşyalarıyla beraber hızla duvardan geçti. Hogwarts'ın kırmızı treni ilk gözüne çarpan şeydi. Sonra en az Muggle'ların istasyonu kadar kalabalık olan alanı farketti. Büyücü ve cadılar ailelerine sarılıp veda ediyordu. Sera otomatik olarak başını çevirdi. Bu hiç yaşamadığı bir sahneydi. O evlatlıktı ve asla gerçek annesi ve babasına böyle sarılamamıştı. Arkasına baktı, ailesi endişeli gözlerle ona bakıyordu. Sera onları ne kadar sevmiyorsa onlar onu o kadar seviyor gibiydi. İçinden bir ses onlara haksızlık yaptığını söylüyordu. Ama o içindeki sesi dinlemedi, hiçbir zaman yapmazdı bunu zaten. Annesi ve babasına hızla sarıldı ve bavulunu kavradı.

    Hogwarts ekspresi yine tıklım tıklımdı. Biraz geç kalmışlardı, evet. Ama bu kadar kalabalık olacağını hiç tahmin etmemişti kız. Kompartmanlara göz atacak vakti yoktu, hızla ilk bulduğu kompartmana girdi. Tabii bu kompartmanın olduğunu hiç farketmemişti. Slytherinli olduğunu çıkardığı kız Philomela yine harika vücuduyla bir köşede oturuyordu. Bir Gryffindorlu olduğunu çıkardığı, kıvırcık koyu sarı saçlı kız Michelle de cam kenarındaydı. Bütün trenin ne kadar dolu olduğunun göstergesiydi işte bu. İki zıt kutup aynı kompartmana girmek zorunda kalmıştı. "Sana da merhaba." dedi Michelle Sera'ya kısa bir bakış atarak. Bu onu şaşırtmıştı, normalde kimse Sera'yla zorunlu olmadıkça konuşmazdı. Tabii Ravenclaw'lar hariç. "Selam." dedi kısaca ve kapı tarafına oturdu. İki kız da cam kenarlarını kapmıştı çünkü. Lanet olsun, cam kenarlarına bayılırdı. Bu yolculuk fazla uzun geçecek gibi gelmişti kıza.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kompartıman 6.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: ||| Büyücü Dünyası :: Londra :: King's Cross Tren İstasyonu-
Buraya geçin: