AnasayfaEski ParşömenSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hayatın Başrolü

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Oxana Radoslava
Ravenclaw VI. Sınıf
Ravenclaw VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 140
Doğum tarihi : 13/08/92
Yaş : 25
Mücadele Tarafı : Rerörerö
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 25/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Hayatın Başrolü   Salı Ağus. 16, 2011 10:43 pm

İlk yaz günleri bunlar... Limonların bir bir çiçek açtığı, manolyaların ekşimsi ince kokuları ve beyaz yapraklarıyla iri tomurcuklarından çıktığı, gardenya goncalarının ardı ardına patladığı, kirazın, vişnenin, eriğin eski köşk bahçelerindeki ağaçların dallarında mucizeler gibi belirdiği... İnsanın öğleden akşama kadar uyumak istediği, akşam, o mucizevi serinliğiyle geldiğindeyse kendini atacak bir yer aradığı günler... Çimenlerin üzerine rastgele atılmış yumuşak minderleri ve küçük hasır sehpaları olan bir kahveyi gölgesiyle saklamış bir parkta, ince gövdeli bir ağacın altındayım. İnsanlara bakıyorum ve en sevdiğim oyunu oynamaya başlıyorum. Hangileri nasıl özelliklere sahip tahmin etmeye çalışıyorum. Hangileri kim gibi yaşayıp nasıl uyuyor; hangileri yalana meyyal; hangileri dürüstlükten kaybetmiş; tahmin etmeye çalışıyorum. İşte şurada durup, telefonda konuştuğu sevgilisine yalnız başına oturduğunu söyleyen çocuk, bir yandan yalan söyler bir yandan da karşısındaki kıza göz devirirken, onun olsa olsa hormonları azmış bir şaklaban olabileceğini düşünüyorum. Bir başkasına dikkat ediyorum sonra, pısırık halleri, yumuşak bir koltukta bile dimdik oturup aslında öyle oturamayacak biri olduğunu saklama hevesi kendine çekiyor beni. Karşısındaki kadına korka korka bir şeyler anlatışı, bu havada bile ucuz takım elbisesini sırtından çıkarmayışı, parasızlığını ele veren ceketinin kolundaki genişçe yanığı, kötü tıraşıyla bu adamı da bir kitap kahramanına benzetiyorum. Sonra gülüyorum, sessizce, insanların dikkatini çekmeden. Muggleların ne kadar tuhaf olduklarını düşünüyorum. Hepsinin içinde birbirlerinden parçalar ver ve bunun farkında bile değiller. Oturduğum yerde bu defa iyice geriye yaslanarak, yaslandığım ağacın yaprakları arasından görünen gökyüzüne bakıyorum. Güneş her zamanki yerinde ve ışıl ışıl, bu bana güven veriyor. Asla değişmeyecek bir şeyler arıyorum hayatımda, özellikle şu son Hogwarts Savaşı'ndan sonra. Ne olursa olsun, asla ama asla değişmeyecek bir şeyler olmalı... O günü daha çok unutmaya çalışıyorum aslında. Şimdi daha iyiyim ama savaş sonrasında okulu ilk gördüğümde böyle değildim. Koridordaki ölüleri, hem de çoğu çocuktu, yaralananları, hatta kolu yahut bacağı kopanları... Sanırım ben şanslıydım. Günlerce gelemedim kendime, kimse ile konuşamadım. Ama evet, şimdi daha iyiyim. Zaten Rusya'ya, babamın yanına bu yüzden geldim. Annem teyzemin yanına gitmemi isterdi ama özgürlüklerimin kısıtlanmasına dayanamıyorum, biliyorsunuz. Gerçi teyzem sürekli beni görme bahanesi ile babamın evine geliyor, ama bir şey demiyorum, o babamın istediklerini getirip götürürken ben istediğimi yapabiliyorum. Burada birkaç haftadır kalıyorum, birazdan eve gidip dün hazırladığım bavulumu almam ve İngiltere'ye dönmem gerek. Hayır, annemi özlediğim için değil. Sadece bu dönem şampiyon olan Ravenclaw'ın kutlaması için. Ahaha! Salt bir kutlama için Rusya'dan İngiltere'ye geri dönüyorum, kıymetimi bilmeliler. Aslında neden bunlardan hiçbiri değil, sadece biraz uzaklaşmak istiyorum herkesten. Bu yüzden bir arkadaşımda kalmak yerine Çatlak Kazan'da kalacağım. Rezervasyonumu bir kaç gün önce bir arkadaşıma yaptırdım bile. Her neyse, bana müsaade, eve gidip valizimi almam ve uçakla İngiltere'ye gitmem gerek, biliyorsunuz mugglelar arasındayım ve okul dışında büyü yapmam da yasak. Hem teyzemi ve babamı korkutmak istemiyorum. Bir cadı olmama alışabildiklerini sanmıyorum. Üstelik ailedeki tek cadıyım.

Bir kaç saat sonra İngiltere'de buluyorum kendimi. Bir muggle gibi uçakla seyahat ettim. Aslında fena sayılmazdı, yanımda oturan çocukla sürekli sohbet ettik, birbirimize numaralarımızı verdik. Sanırım birbirimizden hoşlandık. Gerçi gittiğim yerde mugglelar arasında kullandığım telefonumu kullanamıyorum ama yine de daha sonra, bir şekilde, o çocuğa ulaşacağım. Her neyse, şimdi önümde uzun bir yol var. Gene yaklaşık kırk beş dakikalıkbir yoldan sonra kendimi bu defa Çatlak Kazan'da buluyorum. Buraya o kadar alışmışım ki etrafımda büyücü ve cadıları görmek beni en az güneşin her zaman gökyüzünde olacağını bilmek kadar rahatlatıyor. Elbette 'her zaman' dediğim teknik olarak, yoksa zaten yedi milyar yıl sonra güneşin ve etrafındaki gezegenlerin yok olacağını mugglelar bile biliyor. Çatlak Kazan'ın tuhaf görünümlü sahibi ile konuşuyorum, bir oda ayırttığımdan bahsediyorum. Bana bir süre beklememi söylüyor, ben dedurduğum yerde, ayakta bekliyorum. Omzuma dokunan elle irkiliyorum ansızın.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aidan Wandhunt
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 109
Mücadele Tarafı : Karanlık gibi görünüyor, amma velakin öyle değil, sadece çıkış noktası arıyor
Evcil Hayvanı : Patlar uçlu keleker, adını ''Hıh'' koymuştur. (Blast-ended skrewts)
Kayıt tarihi : 22/07/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
90/100  (90/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Hayatın Başrolü   C.tesi Ağus. 20, 2011 7:58 pm

Nefret, herkesin kanına işlemiş, içini karartmış, iliklerini kurutmuş. Aşk nefret sanılmış bazen, bazen aşk nefretle kirletilmiş. Daha da kötüsü insanlar ucuzlatmışlar bu kavramları, çocuksulaştırmışlar, kalmamış vakarları. Tatsızlaşmış, tuzsuzlaşmış hayatları, basitleşmiş bedenleri, akılları, tavırları. Pahalı yiyecekleri tadan ucuz damaklara dönüşmüşler. Kokuşmuşlar, erimişler, kırmışlar, ezmişler ama bunu yaparken aslında kendilerini kırmış, kendilerini ezmişler haberleri yok. Saf kalan çok az insan var, saf kalanlar aptal yerine konuyor ve incitiliyor.

En nefret ettiğim şey nedir biliyor musunuz? Aidan'ın da nefret ettiği aynı zamanda bu. İnsanların karşısındaki hakkında haklı ya da haksız olsun etrafına ithamlar yayması, ister tanısın, ister tanımasın. Onları senin tanıtman, kötü tanıtman, çarpık ayna misali. İnsanları çürüten, eskiten, birer kokuşmuş zombiye çeviren bu, dillerine bulaştırdıkları. Aidan ne Oxana ne de nefret ettiği diğer kişiler hakkında sağda solda önyargılı konuşmuş değildi. Birinci neden, onlardan aslında onlara gösterdiği kadar nefret etmiyordu, sadece buna kendini inandırıyordu. Onların kötü olan tek özelliğine yoğunlaşıyor, bunu kafasında büyüttükçe büyütüyordu. Fakat, şimdi tatildi, babası da ona bugünlük işten izin vermişti. İstediği yere gidebilirdi. En iyisi biraz Londra'yı, Muggle dünyasını gezip, ardından Çatlak Kazan'da dinlenip, daha sonrası da Diagon yoluna geçip, oradan listedekileri almaktı. Londra tamamdı, gezip biraz stres atmıştı insanların arasında. Sonra bir parkta oturup listeyi incelemiş, Çatlak Kazan'a yürümüştü. Cebinde tuttuğu uç uç tozu ile istediği yere gidebilirdi zaten. Her neyse, bir kaç dakika sonra, vardı istediği yere. Hiç bir Muggle'ın görmediği bu binanın köhne kapısını açtı ve yavaşça içeri girdi. Garip garip insanlar var gibi gelirdi burası, şayet büyü ile alakası olmasaydı. Ancak şu anda o kadar normal geliyordu ki ona.

Biraz içeriye yürüdükten sonra az ileride, resepsiyonda bir kız fark ediyorum. Kahverengi saçları ve arkadan görüntüsü bana tanıdık geliyor. Kim olduğunu merak ediyorum. Benim yaşlarımda sanırım, o zaman okuldan biri. Sesini duyuyorum ona iyice yaklaşırken. Tanıyorum, Oxana, oh, okuldan biri, şu korkunç olayı beraber yaşadığım biri. Bir de, ona yardım etmiştim. Okulda bilinmeyecekse onunla konuşmamda sakınca yok. İyice yaklaşıyorum o beklerken. Omzuna dokunuyorum hafifçe. Onun irkildiğini görünce hızla çekiyorum elimi. ''Afedersin.'' diyorum refleks olarak. Onun bakışlarıyla karşılaştığımda sarımsı gözlerimi ona dikiyorum. Yutkunuyorum hafifçe ve burnuma çarpan bir koku, yasemin esanslı, bana tanıdık geliyor, Oxana'dan gelen bir koku değil tabi. Sonra hafifçe gözlerimi kırpıştırıyorum. Uzun bir sessizlik var. ''İyi misin?'' diyorum ona, her zamankinin aksine naziğim ona karşın. ''Bir çok arkadaşını kaybettiğini duydum, üzüldüm.'' diyorum tipik İngiliz edasıyla. Yalan da değil hani, o ölenler arasında gerçekten iyi kişiler vardı. Sonra gülümsüyorum. Sonra yanında duran koca valizi elime alıyorum. ''Kapıya kadar götürebilirim bunu.'' diyorum. Aslında büyü ile istediği gibi taşıyabilir ama amacım onunla konuşmak biraz olsun. O da bunu anlar, zeki bir kız sonuçta.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://phoenix-ro.yetkin-forum.com/t7561-yedisibirarada#171933
 
Hayatın Başrolü
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» jeff hayatı
» Hayley Williams
» SPEEDY CAR WASH - OTO YIKAMA

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: ||| Büyücü Dünyası :: Londra :: Çatlak Kazan-
Buraya geçin: