AnasayfaEski ParşömenSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Aşkın Peşinden...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jaiden Matthias Rainhard
Gezgin
Gezgin
avatar

Mesaj Sayısı : 66
Doğum tarihi : 03/05/90
Yaş : 28
Sihirsel Soy : Safkan
Evcil Hayvanı : Bembeyaz bir baykuş.
Kayıt tarihi : 28/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Aşkın Peşinden...   Paz Tem. 10, 2011 2:08 am



En son Jaiden Matthias Rainhard tarafından Ptsi Tem. 11, 2011 5:33 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Micheline Maurer
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Mücadele Tarafı : Siyaset için küçük o daha.
Kayıt tarihi : 06/06/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Aşkın Peşinden...   Paz Tem. 10, 2011 2:13 am

Rahatsız bir tahta sandalyeye oturmuş beklerken ağzımın kuruluğu soluk almamı zorlaştırıyor neredeyse. İki yıldır bir hayaletin peşinden koşuyordum ve şansım bu defa yaver giderse onu somutlaştırabilirim. Evden ayrılıp onun bir zamanlar bahsettiği hayallerini takip edip, onun rüyalarını paylaştığım kızıl saçlı bir adamı arıyordum. Aklımda kalan tek belirgin özellikti bu; benimkilerden bile uzun ve canlı kızıl saçlar ve pırıl pırıl parlayan yeşil gözler. Jaiden’in hayallerine ve düşüncelerine öyle kaptırmıştım ki kendimi, yüzünü unutmak çok da uzun sürmemişti. Bunu umursamıyordum da zaten, yüzüne ihtiyacım yoktu. Ruhunun bende bıraktığı etki, yüzünden çok daha fazlaydı. Tüm planlarım alt üst olmuştu onu gördükten sonra. Benim olmasını istediğim ama ismini koyamadığım her şeydi Jaiden. Küçük bir dağ evinden ve okuldan ibaret yaşayan, dünyadan uzak bir cadıydım onunla karşılaştığımda. Ailemde büyülü kanı taşıyan tek bireydim ve büyü dünyası için hala çok toydum. Oysa çimlere uzanmış dinlenirken hiç utanç duymadan uyandırdığım bu genç adam benim için dünyaya açılan bir kapı olmuştu. Evimde geçirdiği birkaç kısa gün içinde bana büyü dünyasından aslında ne kadar uzak olduğumu göstermişti ve böylesine sınırsız bir yaşamın bahsi bile başımı döndürmeye yetmişti. Yarını düşünmeden yaşamayı her zaman sevmişimdir, bugün varken yarını kim ne yapsın? Jaiden’in hayatı tam da buna uygundu ve ben de onun yaşamının bir parçası olup, onun yaşadıklarını paylaşmak istiyordum. Fakat bu fikrimi açıkladığım zaman söylediği gibi çok küçüktüm daha. Fakat şimdi büyümüştüm ve onu arayarak geçirdiğim bir yılda pek çok şey öğrenmiştim. Yine de endişeliydim onu beklerken. Şimdi fark ediyordum Jaiden’ı bulduğumda ne yapacağımı hiç düşünmediğimi. Yollarımızı bir şekilde kesiştirmeye öyle endekslenmiştim ki, sonrasını düşünmek aklımın ucundan bile geçmemişti. Şimdiyse bunun için çok geçti.

Aklımda bir sürü bölük pörçük düşünceyle yılların tozu birikmiş cam kapıya bakarken büyüdüğümü düşünüyorum. Son iki yılda gördüklerimin beni oldukça değiştirdiği yadsınamaz bir gerçek. Üstelik bu büyümüşlük fiziğime de yansımış durumda. İki yıl öncesinden birkaç santim daha uzunum artık. Jaiden’in uzun boyunun yanında pek anlamı olmayacak bir değişiklik belki ama dünyayı daha yukarıdan görmek hoşuma gidiyor. Peki ya onun hoşuna gidecek mi? Birden bire karşısına çıkan bir davetsiz misafire nasıl yaklaşacağını tahmin bile edemiyorum. İlk defa annemin haklı olduğunu düşünüyorum şimdi; tanımadığım bir adamın peşine düşmek sahiden delilikmiş gibi görünüyor gözüme. Ama hayatımda ilk defa bir planım var: Reddedilirsem ben de gezeceğim. Muggle ailemin yanında öğrenemediklerimi kendi ırkımdan öğrenebileceğimi biliyorum ve son yılım öyle eğlenceliydi ki eve dönmenin son derece sıkıcı olacağından eminim.

Duvardaki saate kayıyor gözlerim, bu vakte kadar ne yaptığını gerçekten merak ediyorum. Tam da o anda kapının önünde gördüğüm uzun kızıl saçlar gözlerimin iri iri açılmasına neden oluyor. Önümdeki balkabağı suyunu dünyanın en sert içkisiymişçesine bir defada içiyorum ve anında pişman oluyorum buna. Mayhoş tadı yüzümü buruşturmama neden oluyor fakat gözlerim Jaiden’ın üzerinde. Oyalanıyor bir süre ve bana doğru yöneldiğinde varlığımdan haberi olmadığını fark ediyorum. Çabucak kalkıp önüne geçiyorum bu güzel adamın. Vücudumun onunkinin önünde küçücük göründüğüne eminim fakat dikkatini çekmeyi başarıyorum. “Nihayet buldum seni!” Sesimi kontrol edemediğimi susunca fark ediyorum. Utanmak aklımın ucundan bile geçmiyor, oysa müşterilerin gözlerinin bize döndüğünü görebiliyorum. “Böyle birden bire karşına çıkmak istemezdim ama öyle uzun zamandır bekliyorum ki oturmaktan yoruldum. Tanrım, ne zor bir yaşamın varmış! Sana anlatmak istediğim milyonlarca şey gördüm. Aslında senin de gördüğün şeylerdir herhalde. Aylardır senin peşinden geliyorum, ama yine de birilerine anlatmazsam çatlayacağım!” Çabuk çabuk konuşurken keyifliyim. Jest ve mimiklerim heyecanımla orantılı olarak son derece hızlı. Fakat Jaiden aynı heyecanı duyuyor mu emin değilim. Aradaki boşluğu doldurmak için parmak uçlarımda yaylanıyor, beklentiyle izliyorum onu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jaiden Matthias Rainhard
Gezgin
Gezgin
avatar

Mesaj Sayısı : 66
Doğum tarihi : 03/05/90
Yaş : 28
Sihirsel Soy : Safkan
Evcil Hayvanı : Bembeyaz bir baykuş.
Kayıt tarihi : 28/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Aşkın Peşinden...   Paz Tem. 10, 2011 11:36 pm


    Akşamdan kalma bir gezginin mahmurluğuyla gözkapaklarımı aralamış, yataktan çıkabilecek enerjiyi kendimde bulana kadar dakikalarca oyalanmıştım. Kireç kaplı tavanda gözlerimi bilemediğim bir süreliğine gezdirdikten sonra, hep yaptığım gibi, birden doğruldum eski fakat rahat yatağın döşeğinde. Kısa bir hazırlanma ve ince cüppemi üzerime geçirirken gösterdiğim özen her zamankinden farklıydı. Aylardan sonra Londra'ya, Diagon Yolu'na dönmüş olmanın verdiği keyif bambaşkaydı çünkü. Mütevazı odama son bir kez göz atıp çıktım oradan. Daracık koridorun aşağı merdivenlerinden bir elimde ejderha derisi çanta ile hızlı adımlarla iniverdim. Hanın barına geldiğimde etrafı dikkatsizce kolaçan ederken önüme atlayan kızın ani hareketiyle kalakaldım. Böyle aniden önümde beliriveren narin yapılı, güzeller güzeli kızın beni olduğum yerde dondurmasının sebebi çok derin. Aslında o an oraya çakılan sadece bedenim değil, iki yıl öncesinin hatıralarına dalan zihnim ve kızın o zamanki büyüsünden hala kurtulamamış olan ruhumdu aynı zamanda.

    Alpler'in bilinmeyen bir yerinde çimlerin üzerine öylece yığılmış ve doğayı dinlemeye dalmışken, bir gelincik edasıyla sessiz ve aniden yanımda bitiveren kızı asla unutamamıştım. Masum gözlerini, dünyanın en güzel yüzünü, parıl parıl parlayan kızıl saçlarını, sevimli hareketlerini, canlı ses tonunu... Hepsi müthiş değerli bir hazinenin nadide parçaları olarak bir araya gelmiş ve ortaya erkenden çıkması istenmiyormuşçasına bu ıssız dağ evine saklanmıştı. Hem de ona zarar veremeyecek ebeveynlerin yanına. Bunları düşündükçe onun ne kadar da değerli bir varlık olduğuna daha çok inanıyordum. Belki, olur da mutluluğa muhtaç kalırsam, onu tekrar bulmak hayatımdaki tek gaye olacaktı, bunu biliyordum. Ona dokunduğum, parmaklarımın saçlarıyla buluştuğu ilk andan beri etkisi altına girdiğim kırılmaz büyüsü ben kendine çağıracaktı o gün gelince. Ama o vakit, doğru olan vakit değildi. Micheline o zaman güneşe bakamayacak kadar taze filizlenmiş bir çiçekti. Kendi evinden ve o evden daha güvenli olan ikinci evinden, Hogwarts'tan uzaklara gitmemeliydi. Daha gün yüzü görmeden dalından koparılan çiçeklere benzemesine gönlüm razı olmazdı. Bu yüzden onun benimle gelmesini istemeye istemeye reddetmiş ve ondan olabildiğince çabuk uzaklaşmıştım. İki yıl boyunca hiç unutamayacağım o iki saatin zihnime kazıdığı resimlerle...

    Kaderin bir oyunu mudur bilinmez; örülen ağlar bizi tekrar, hem de hiç beklemediğim bir vakitte, karşı karşıya getirmişti işte. Gözbebeklerindeki masumiyeti kaybetmeyen bu melek suretli varlığın beni böyle hazırlıksız yakalaması benim o günkü hatta o ayki tüm işlerimi unutmama sebep olmuştu da haberim yoktu şimdilik. Onunkinden daha narin olamayacak ruhumun sevinçten havalara uçtuğunu ise fark etmemek elimde değildi. Lakin tüm bunları tek bir saniyede hatırlamış ve yaşamıştım. Micheline karşımda hızla ve heyecanla konuşurken neler dediğini kaydeden kulaklarım sayesinde kendime gelip tepki verebildim. Ağzımın kulaklarıma varmasına engel çıkaracak değildim. Elimdeki çantayı havada serbest bırakıp kıza sımsıkı sarılmam bir olmuştu. "Micheline..." dedim sevinçle. "Buradasın!" Onun bu heyecanlı ve hareketli halini görmüş olmasam gözlerime inanamazdım herhalde. Kollarımı gevşettikten sonra omuzlarından tutup şöyle bir süzdüm güzelliğini. Daha mı artmıştı ne o güzellik? Kontrol edemediğim gülümsemem yüzüme yapışmış bir maske gibiydi bu arada. Kızı hafifçe çektim kuytudaki masalara doğru. "Gel buraya, tanrım bu inanılmaz!" Ben de onun kadar heyecanlı görünüyor olmalıydım şimdi. Hızlı hızlı hareket ederken savrulan uzun saçlarımı arkaya atıp hemen karşısındaki sandalyeye çöktüm ve gözlerinin içine baktım ondan hala kopamıyormuşçasına. "Ne işin var burada, anlat bakalım. Hepsini hem de!" Anlatacaklarının bu kısa güne sığmayacağını biliyordum ama zaten hepsini anlatacak bolca vakti olacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Micheline Maurer
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Mücadele Tarafı : Siyaset için küçük o daha.
Kayıt tarihi : 06/06/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Aşkın Peşinden...   Salı Tem. 12, 2011 5:07 pm

Sarılmayı severim. Dokunmak benim için önemli bir duyudur. Sevgiye asla doymayacak olan ruhumu tatmin etmenin en kolay ve etkili yolu da olmuştur aynı zamanda. Çocukluktan gelen bir alışkanlık ve alıştırıldığım bir inanç sistemi yüzünden belki de. Mutluluğun, üzüntünün ve daha nice duygunun karşıdakine dokunarak bulaştığına defalarca şahit oldum. Şimdi Jaiden’in bedenimi sıkıca saran kollarının arasında mutluluklarımızın ve heyecanımızın birleşerek kocaman bir bütün olduğunu hissediyorum. Kalbimin göğüs kafesime yaptığı baskıyı hissetmesini istermiş gibi öyle sıkıca sarılıyorum ki ona, benim nefesim kesiliyor. Aldığım derin soluklarda kokusunun aynı hatırladığım gibi olduğunu duyup biraz daha keyifleniyorum. Sanki aradan iki yıl geçmemiş gibi, her şey fazlasıyla aynı. İsmimi söylerken yaptığı vurgular bile değişmemiş ve şu kısacık zamanda bile unuttuğumu düşündüğüm her şeyi aslında tüm ayrıntılarıyla hatırladığımı fark ediyorum. Yüzü aklımdan hiç çıkmamış aslında, sadece bilinçaltımda bastırmaya çalışmışım, ümidimi kestiğimden belki de. Şimdi fark ediyorum hata yaptığımı, aslında geç bile kalmışım ona gelmek için. Böyle kucaklanacağımı bilsem çok daha önce çıkardım yola.

Memnuniyetim tüm mimiklerimden anlaşılıyor ve Jaiden’ın da benimle aynı duyguları paylaştığını görebiliyorum. Onun sürüklediği yere gülerek giderken çok sevdiğim saçlarında oluşan ışık oyunlarını izliyorum. Kuytu bir köşeye oturduğumuzda gülen gözlerle izliyorum hareketlerini, orada olduğuna inanmakta zorlanıyorum. Öyle uzun zamandır arayıp da ulaşamadığım bir armağan ki benim için dokunmak bile yetmiyor şimdi. Rüya görmediğimden emin olmaya çalışarak gülüyorum. “Sen burada olduğun için buradayım.” Aslında böyle oturup sakin sakin konuşmak değil, mutlulukla vücudumda birikmiş olan tüm enerjiyi boşaltmak istiyorum. “Okul bittiği gibi çantamı hazırladım ve yola düştüm. Evdekiler çıldırdı tabi ama geride dört çocukları daha var, idare ederler herhalde.” Omuz silktim umursamaz görünmeye çalışarak, ama umursuyordum. Çocukluğumdan beri beni koruyup kollayan ailemin tüm uyarılarını kualk ardı ederek yola çıkmıştım ve geri dönmem gerekirse nasıl karşılanacağımı bilmiyordum.“Seni bulmak istiyordum, çünkü beni yanında istememenin tek nedeninin okula devam etmem olduğunu söylemiştin. Okul bitince artık beni isteyebileceğini düşündüm. Nerelere gitmek istediğinden söz etmiştin, ben de senin planını takip ettim. Ama aradan bir yıl geçmişti ve seni bir türlü bulamıyordum.” Bu noktada heyecanlandığımı saklamıyorum “Bir sürü tuhaf şey gördüm biliyor musun? Bir vampirle başımı belaya soktum, kanımı kafasına takmış gibiydi. Bir akromantula yavrusu tarafından ısırıldım. Yavruyken zehirleri öldürücü değilmiş ama yine de korkunçtu” Bu dehşet verici ayrıntılardan zevk alıyordum, çünkü anlattıklarımın ürkütücü şeyler olduğunun farkında değildim pek. Benim için müthiş bir macerayı daha da keyifli kılan ayrıntılardı bunlar. Belki tehlikeyi tanıyamayacak kadar çocuktum henüz, neyse ki şans hep benim yanımdaydı ki buraya kadar gelebilmiştim. “Her neyse. Birkaç ay öncesine kadar sana dair hiçbir şey bulamamıştım. Sonra Roma’da izini buldum! Bir kitapçıda nadir bulunan bir kitabı sormuşsun ve bulamayınca da şansını Londra’da deneyeceğini söylemişsin.” Cümlem biter bitmez irkiliyorum. “Biraz bekler misin?” Kalkıp az önce oturduğum masaya gidiyorum ve bıraktığım yerde duran sırt çantamı alıyorum elime. İçinde bir şeyler arayarak dalgın dalgın yürüyorum ve nihayet aradığımı bulduğumda keyifli ifadem geri geliyor. Eski ve yıpranmış bir kitap çıkartıyorum çantadan. “Unutmuştum bunu. Sana getirdim, ‘Yüzsüz Olanla Yüzleşmek’ Aradığın buydu değil mi?” Kitabı ona uzatırken kendimle gurur duyduğumu saklama ihtiyacı hissetmiyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jaiden Matthias Rainhard
Gezgin
Gezgin
avatar

Mesaj Sayısı : 66
Doğum tarihi : 03/05/90
Yaş : 28
Sihirsel Soy : Safkan
Evcil Hayvanı : Bembeyaz bir baykuş.
Kayıt tarihi : 28/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Aşkın Peşinden...   Çarş. Tem. 20, 2011 11:55 pm



    Micheline gerçekten onca yer dolaşmış mıydı benim için, bilemiyordum. Eğer gerçekten yapmışsa bunun ip üzerinde bana doğru cambaz gibi yürümesinden daha tehlikeli olduğunun farkında mıydı acaba? Çünkü benim gittiğim yerler pek de tekin değildi açıkçası. Özellikle de Uzakdoğu kısmı. O korkunç orman, kılıç ustası çatlak büyücü ve kendilerine Ejderler diyen serseri büyücü çetesi. Acaba herhangi birine rast gelmiş miydi? Anlatacak milyonlarca şeyi varsa en az benim kadar ciddi badireler atlatmış olabilirdi. Ama güzel yanıysa burada, hemen karşımda oturuyor olmasıydı. O narin bedeninin ve güzeller güzeli yüzünün sağ salim var olması; sadece benim değil, tüm yaşayanların dünyasını güzelleştirmesi tanrıya binlerce kez şükretmem için güçlü sebeplerdi. O küçük kulübede, anlattıklarımı can kulağıyla dinlerken ve benimle gelmek istediğini söylerken ne kadar ciddi olduğunu kestirmek zordu. İki yıl sonraysa beni bu kadar kafasına takıp peşime düşmesi ise oldukça büyük bir olaydı. Ona olan sevgim, saygım, her ne hissim varsa kat kat artmıştı. Böyle bir cadıyı dünyalara değişemem ben.

    Ah, Micheline... Konuşuyor da konuşuyor... Ben ise heyecanını paylaşarak ve gülümseyerek dinliyorum onu. O bakışları, ses tonu... Tanrım! Sonsuza kadar konuşsa dinlerdim herhalde. Hep böyle canlı, hayat dolu olmasını gönülden arzu ediyorum. Bir yandan da ona dokunabilmeyi, saçlarına gömülüp kokusunu derin derin içime çekmeyi, yanaklarına ufak ve masum öpücükler kondurmayı... Apaçık belli ki, ben aşık olmuşum. Hem de en delisinden. Hem de en güzeline. Ne kadar şanslıydım ki birbirimizi bu kadar erken bulmuştuk. Her şey iyiydi güzeldi de, acaba o benim peşimden sırf gezgin kimliğimin rehberliği için mi gelmişti? Peşime takılmasını söyleyen mantığı mıydı kalbi mi? Bunu anlamak için biraz sabırlı olmam gerekiyordu. Zamanla ortaya çıkacaktı bu. Şimdi kendime hakim olmaya çalışarak anın tadını çıkarma zamanıydı. Bu küçük, yarı karanlık, hafif sisli ve kalabalık handa bile olsa doya doya yaşamalıydım mutluluğu. Zor da değildi hem, onun gülümseyen gözlerine bakmam yeter de artardı.

    Ben onun deniz gibi gözlerine dalıp gitmişken tanıdık bir kitap çıkarıverdi önüme. Aslında sadece adı tanıdık ama onu cismen hiç elde edememiştim. Ne zamandır aradığım şeyi bulup bana getiren kişi de Micheline olunca daha da değerleniyordu o şey. Hem, haftalardır aradığım o kitabı nasıl olup da benden önce bulmuştu! Şaşılacak şeydi doğrusu. Bu şaşkınlıktan dolayıdır ki ağzım yarı açık kalmıştı kitabı gördüğümde. Neden sonra kendime geldiğimdeyse sevinçle karışık bir minnet duygusu kabardı içimde. "Buldun demek!" dedim heyecanla. Sonra kitabı elime alıp göz gezdirmeye koyuldum. Hızlıca bir kaç sayfa çevirdikten sonra "Evet bu!" dedim heyecanlı ses tonumu sürdürerek. Sonra kendimi tutamayarak ona doğru uzandım ve bencilce mi yoksa sevinçten dolayı istemsizce mi yaptığıma emin olamadığım bir şekilde yanağına öpücüğü konduruverdim. Hiç bozuntuya vermeyerek ve gerçek duygularımı yansıtan gülümsememi takınarak "Teşekkür ederim..." dedim. Bu sefer sesim heyecanlı değil sakindi. Aldığım hediyenin bence manevi değeri çok büyüktü ve sesim de bu değere edilen bir teşekküre uygun şekilde çıkmıştı. Gülümsemem ise genişliğini yitirmiş, yetenekli bir sanatçının elinden çıkmış bir şaheseri izlercesine kıza bakan gözlerimin tersine mütevazılığını korumaya geçmişti.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Aşkın Peşinden...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: ||| Büyücü Dünyası :: Londra :: Çatlak Kazan-
Buraya geçin: