AnasayfaEski ParşömenSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Farklı Biri.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aurélie D'Amours
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 156
Doğum tarihi : 04/11/94
Yaş : 23
Sihirsel Soy : Safkan.
Evcil Hayvanı : Beyaz baykuşu var.
Kayıt tarihi : 11/02/10

Bilgiler
Quidditch Mevkiî: Vurucu
Rpg Puanı:
98/100  (98/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Farklı Biri.   Cuma Mayıs 20, 2011 5:15 pm

Yeni dönem için gerekli olacak tüm ıvır zıvırı tamamladığı için kendini şanslı hissediyordu. Diagon Yolu, o alışverişini tamamladıktan sonra bile yeni gelenlerle dolup taşıyordu. Alacak çok şeyi olmamasına rağmen en iyisini bulmak için dükkân dükkân gezmesiyle harcadığı enerji vücudunu neredeyse bitkin düşürmüş, elindeki paketlerle bir adım dahi atacak hâli bırakmamıştı. Büyücü ve cadıların arasından geçebilmek için birilerini itmesi gerekse de sonunda girebileceği bir mekân bulabildiği için Tanrı’ya şükrediyordu. Sakin bir yer olması gerektiğini düşünerek boş yere umut etmişti. Çatlak Kazan’ın öyle olamayacağını adı gibi biliyordu oysa. Kapıdan içeri girer girmez, ağır ve bir o kadar da basık bar havasını içine çekmişti. Kısa süreli bir sarsıntı hissetse de buna alışması kolay olmuştu. Aslında bir bardak kaymak birasıyla bile yarı sarhoş olabilen biriydi Ann. Böyle ortamlar ise bu durumuna tuz biber oluyordu. Yine de dizlerindeki ince sızıyı dindirmek için her şeye katlanabilecek bir havadaydı. Bar kısmı dışında boş bir masanın olmaması ise tamamen onun şanssızlığıydı. Yanındaki orta yaşlı büyücülerin kahkahalarla biralarını içmelerini ve leş gibi kokularına katlanmaya dayanmak zorunda olduğuna kendini inandırmıştı. Nerdeyse öyle de oldu. Boş bulduğu bir sandalyeye oturarak paketlerini hemen yanına koydu. Neredeyse altmış yaşındaki adam kahkahalarını yarıda keserek Ann’i itici gözlerle süzmüştü. Sanki onun gibi öğrencilerin Çatlak Kazan’a gelmesi yasakmış gibi. Biraz rahatsız hissetse de yanında ki sandalyenin boş olmasını fırsat bilerek yüzünü o tarafa dönmüştü. Gelen barmene aceleyle bir kaymak birası söyleyerek başını tezgâhtan destek aldığı koluna yasladı. Dinlenirken usulca kaymak birasını yudumlayacaktı, tüm istediği buydu. Barmenin hızla birasını verdiğinde koluna da biraz sıçramıştı. Biranın soğukluyla biraz ürperse de durumu çabuk toparlayıp bira bardağını avuçlarının arasına alarak bir – iki yudum içti. Çok geçmeden yanındaki boş sandalye de sahibini bulmuştu ama bu sefer pis kokan, orta yaşlı büyücülerden biri değildi. Bu gelen oldukça genç bir büyücüydü. Sakin biri gibi görünüyordu. Artık odak noktası sadece birası değildi, buna genç büyücü de eklenmişti. O kadar sakin ve usulca hareket ediyordu ki insanın dikkatini çekmemesi anormal olurdu. Genç büyücü boğazını temizleyerek konuşmaya çalıştı fakat sanki sesi çıkmıyor gibiydi. Ann’in yüzü kendini şaşkınlığa bırakmıştı. Büyücü tekrar konuşmayı denedi çünkü barmen sabırsızlıkla siparişi bekliyordu. ‘Hadi söyle artık şunu da gideyim’ gibi bir hali vardı. Bir şeyler yapması gerekiyormuş gibi hissediyordu Ann. Büyücü utanmış gibi gözüküyordu ve biraz da gitmesinden korkan Ann, barmene aldırmadan büyücüye tam anlamıyla döndü. ‘İyi misiniz?’ Aslında sorar sormaz da pişman olmuştu çünkü barmene cevap vermek isteyip de veremeyen biri Ann’e nasıl cevap verecekti? Yine de madem başlamıştı, o zaman devamını da getirmesi gerektiğine karar verdi. Barmene doğru dönerek ‘Bir bardak su getirebilir misiniz?’ dedi. Barmen söylene söylene de olsa siparişi getirdi. Ann tekrar genç büyücüye dönerek, ‘Biraz için isterseniz.’ Dedi. Oldukça nazik davranmaya çalışarak.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marquita Eason
Büyüceşura Hâkimi
Büyüceşura Hâkimi
avatar

Mesaj Sayısı : 160
Doğum tarihi : 27/12/94
Yaş : 23
Mücadele Tarafı : Aydınlık.
Sihirsel Soy : Muggle doğumlu.
Kayıt tarihi : 20/07/09

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Farklı Biri.   Cuma Mayıs 20, 2011 9:42 pm

Aniden gelen özgüven, insanın hayatını altüst edecek güce sahiptir. O özgüven ki, kendini ruhen hazırlamadığın hiç hazırlamadığın sonuçlarla burun buruna getirir seni, ne yapacağını şaşırırsın. Tüm hayatın boyunca bastırdığın egon, bir sabah uyandığında seni öyle bir gaza getirmiştir ki; ne olduğunu anlayamadan insanların içinde buluverirsin kendini. Kalabalığın içinde. Haykırarak gülmelerin, davetkar bakışların, öfkeli homurtuların, sırt sırta verilen yabancıların… Her birini öyle yadırgarsın ki, sende güçlü bir anason etkisi yaratır. Ama elbette, anasonu da yalnızca kitaplardan okumuşsundur. Ateş viskisini de, kaymak birasını da. Aslında, kurulan sağlıklı diyalogları bile kitaplardan okumuş olduğun düşünülürse, bu yaptığın bir cahil cesareti örneği, ani bir cüretkârlıktan başkası da değildir hani. Öylece, elin ayağın dolaşıp kalacaksındır elbette. Başka türlüsünü hayal etmek aptallık olur.

İşte bugün yaptığım tam olarak da buydu. Öğrenciler Hogwarts’a doğru yola çıkıyorlardı bu hafta, bu yüzden aşırı bir heyecan seli içinde boğulmaktaydım. Evet, siz “normaller” bunun neden heyecan verici olduğunu anlamıyorsunuz. Hatta içimden onlara küfretmem, küçük haylazların her yanı birbirine katacağı için yakınmam gerektiğini düşünüyor olmanız da kuvvetle muhtemel. Benim ruh halimse, sizin mantıklı bulacağınız her fikirden çok farklı. Aslında varlıkları ile yoklukları arasında benim için hiçbir fark olmadığının farkındayım; ama sadece göz göze geldiğim insanlar bile benim için skor* sayılır. Onlar bile ruhumu besler. Sanırım bu sabah o yataktan farklı uyanmamın sebebi, ruhumun bunla yetinmek istemeyişi. O gün, aydınlık günde, dışarıda olup insanlarla tanışmak, iyi bir içki yudumlamak, Hogwarts’ın büyülü havası dışında bir şeyler solumak için kendimi hazır hissediyordum. Bu yüzden, gitme konusunda kesinlikle antremansız olduğum; ama bir yandan ezbere bildiğimi fark ettiğim o yola düştüm. Çatlak Kazan iyi bir başlangıçtı. Belki karanlık büyücüler bulabileceğim yerler benim için daha ilgi çekiciydi; ancak oralara gitmek demek oradaki insanlara göre muamele görmek demekti ve bu da sosyal hayatımın sonu –üstüne üstlük daha başıydı- olabilirdi. Öğrencilerin şu an Çatlak Kazan’da olabileceğini tahmin ediyordum, bu da benim için cesaret kaynağı sayılabilirdi. Onlarla konuşmak, gürbüz büyücülerle tanışmaktan kesinlikle daha kolay olurdu. Ama elbette, ilk konuşmam gereken barmen olacaktı. O taburede buluvermiştim kendimi işte, ne yapacağımı bilemeden. Şişman adam gri, lekeli bir tişört giymişti; içkiyle meydana getirilmiş göbeği yüzünden tişörtü son derece gergin duruyordu. Kırmızı yanaklarının gözenekleri açıktı, beyaz uzun saçları yer yer sahibini terk etmiş gibiydi. Tabi ki bilinçli olarak fark etmediğim bu ayrıntılar, kendimi konuşmak için zorladığım saniyelerde benliğime katılıyordu. Evet, bir kaymak birası istiyordum. Tek istediğim bir bardak, köpüklü kaymak birasıydı. Hatta okuduğuma göre, üstüne biraz tarçın da isteyebilirdim. Barmen bana kıvılcımlar saçarak bakıyordu. Onun yüzüne saf saf baktığım her saniye, ondan galleonlar olarak ayrılmaktaydı besbelli. Bu öfke beni daha da zor duruma düşürmüştü; sözcükleri bulamıyordum. Alnımda çizgi halinde biriken teri hissedebiliyordum. Ayağım istemsiz bir ritimle bar zeminini dövüyordu. “Bir kaymak birası.” dedim. Adamın bakışlarında bir değişme oldu, evet; ama bu tamamen daha öfkeli bir ifade takınmasıydı. O bakışlarla karşılaşınca, aslında kaymak birasını istemeyi “denediğimi” anladım. Ağzımı açıp kapatmıştım ama besbelli kelimeleri ortaya çıkaramamıştım. Sağ elimle saçlarımı karıştım ve adama yalvararak baktım. Tekrar denedim, ancak pes sesim bir mırıltıdan daha yüksek değildi. Orada öylece kalakalmıştım. Cesaretim neredeydi? Beni buralara getirmeyi biliyordu, ancak bir anda yarıyolda bırakıp içki dostlarına falan katılmıştı anlaşılan. Ben orada öylece otururken tiz bir ses duydum yanı başımda. Bakışlarımı genç kıza çevirdiğimde, hemen hafızam devreye girdi ve onun bir Hufflepuff olduğunu bana haber verdi. Zaten çaresizliğime üzülmüş halinden de bunu anlayabilirdik, ama ben koridorlarda dolanırkenki cübbesinden hatırlamıştım bu bilgiyi. Barmenden su isteyerek beni kurtarmıştı. Evet, resmen çıtı pıtı bir kız kahramanım olmuştu. Bundan utanmadım, zira şu an gururdan daha büyük dertlerim vardı. Uzattığı sudan içtim, ama yalnızca nezaketen. Çünkü sorunlarım bir yudum suyla geçebilecek türden değildi. Yine de sırtımı biraz olsun dikleştirmeme, ve barmenin üzerimize dikilmiş dik bakışlarını görmezden gelmeme yardımcı olmuştu. “İyiyim.” diye mırıldandım; sesim çıkabilmişti. O anki gururumu size tarif etmem mümkün değil. Bu o denli bir mutluluktu ki, kızın boynuna sarılacaktım neredeyse. Önümdeki su, bu dürtüye engel olmama yardımcı oldu. Ufak öksürüklerle kendimi yeni kelimelere hazırladım. İnsanlarla konuşamıyor olduğum doğruydu, ama kesinlikle kaba değildim. “Teşekkürler.” dedim. “Adınız. Nedir?” Kelimeler arasında aldığım nefesler kulağa nasıl geliyordu acaba? Anormalliğimi hemen yüze vuruyor muydu? Ah, doğru. Onu çoktan dışa vurmuştum zaten, barmenle konuşamayarak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurélie D'Amours
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 156
Doğum tarihi : 04/11/94
Yaş : 23
Sihirsel Soy : Safkan.
Evcil Hayvanı : Beyaz baykuşu var.
Kayıt tarihi : 11/02/10

Bilgiler
Quidditch Mevkiî: Vurucu
Rpg Puanı:
98/100  (98/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Farklı Biri.   C.tesi Mayıs 21, 2011 4:19 pm

Gelen sudan birkaç yudum alarak doğruldu. “İyiyim.” Sonunda kabarık saçlı büyücünün ağzından bir şeyler duymak Ann’i rahatlatmıştı. Bir an için hiç konuşamayacağını falan düşünmüştü. Bu adam o kadar kararsız ve utangaç gözüküyordu ki dışarıdan, sanki dokunulsa ağlayacakmış gibi bir düşünceye takılmıştı Ann. Üzerine giydiği biraz eskimiş ve modayla alakası olmayan kıyafetlerini incelerken o, tekrar konuşarak teşekkür etmişti. Küçük bir tebessümü buna karşılık ona gönderdi Ann. Ama sanki sadece bardağıyla ilgilenmek istiyormuş gibi bir tavrı vardı. Bundan biraz utanmıştı aslında sanki o yalnız kalmak istiyordu ve Ann kesinlikle orada bir fazlalıktı. Dizlerini bar tezgâhına doğru çevirirken kaymak birasından da bir yudum aldı. Daha fazla onunla konuşup rahatsız etmek istemiyordu, sessizce oturup kaymak birasından yudumlayacaktı. Ki beklemediği bir anda tuhaf giyinişli genç adam kelimelerin arasında duraksayarak “Adınız. Nedir?” demişti. Söyleyeceği şey aslında çok basitti. Ondan ismini istemişti ama böyle birinin yanında onu söylerken bile düşünme ihtiyacı duyuyordu. Onun duyabileceği bir fısıltı kadar sessiz bir şekilde de olsa ‘Aurélie’ diyebildiği için Tanrı’ya şükrediyordu. Bu kadar utangaç ve konuşamayan birinden, söylediği tek kelime de bile bir yanlışını bulabileceğinden korkmuştu. Böyle bir duyguya nereden kapıldığı hakkında hiçbir fikri yoktu aslında. Herkesin yanında istediği gibi davranırdı ve şimdi de öyle yapmak için özel bir çaba sarf etmeyecekti. Ama onun takıldığı hiç kimse onun gibi değildi ki? Aşırı sessiz Ravenclaw büyücüleri bile. Aslında ona nasıl hitap edeceği konusunda kararsız kalmıştı. Her ne kadar genç olsa da kendisi kadar olmadığı her halinden belliydi. Ellerini tezgâhın üzerinde biraz da bardağı tutuyormuşçasına birleştirdi. İkide bir elbisesindeki işlemeleri inceliyor ya da hanın tozlu, tahta zeminine bakıyordu. Yerinde rahatsızlığını biraz da olsa belli etmekten korktuğu için kıpırdayamıyordu bile. Zaten oturduğu sandalyenin gıcırtısı bunu yapmasını çoktan engellemişti. Şimdi yaşlı, pis kokan adamları bile tercih edebilirdi. Yanındakilerden birkaçı ayrılmıştı. Hanın sahibi yaşlı adam, kabarık saçlı büyücüyle Ann’e tuhaf bakışlar fırlatıyordu. Aslında bu biraz can sıkıcıydı. Bir daha Çatlak Kazan’a bile gelmezdi bu yüzden. Gözlerinin önüne düşen şaçlarından bir tutamını kulağının arkasına yerleştirirken ‘Sizinki neydi peki?’ diye soruverdi. Bu kadar basit bir soruyu sormak, onun için yorucu bir şey olup çıkmıştı işte. Yüzünü tekrar ona çevirdi. Tuhaf bir deneyim olmuştu, Çatlak Kazan’a gelip tuhaf giyimli biriyle sohbet etmişti, tabii bunun sohbet diye nitelendirilebileceğini pek sanmasa da. Yarından sonra yeni okul hayatı başlayacaktı. Derslerdeki koşuşturmalar, büyücülerin aptalca şakaları… Bunları pek özlediğini söyleyemezdi ama tatilden de bunalmıştı. Her zaman tembel olmak ona göre değildi. Kitapları karıştırmak en büyük zevklerinden biriydi ama bir yere kadar. Mesela tüm dönem boyunca aynı şevkle devam etmezdi. Aslında ne yaparsa yapsın bir daha görüşmeyeceklerdi. Bunun için burada sergilediği rezilliklerden utanmayacak ve bir daha da düşünmeyecekti. Belki onu düşünürdü, neredeyse konuşmaktan nefret ettirmişti çünkü. Oysa Ann tam tersine geveze birine dönüşebiliyordu. Tabii ciddiliğini kaybetmediği zamanlarda vardı. Bu özelliğini seviyordu, birden istediği ifadeye bürünebilirdi. Şuanda ise yüzünde hep ufak bir tebessüm bulunuyordu. Saçlarından, kıyafetlerine kadar ilgisini çeken bu adamın yüzünü unutmamaya karar vermişti. İleride belki Londra sokaklarında tekrar karşılaşırlar diye.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marquita Eason
Büyüceşura Hâkimi
Büyüceşura Hâkimi
avatar

Mesaj Sayısı : 160
Doğum tarihi : 27/12/94
Yaş : 23
Mücadele Tarafı : Aydınlık.
Sihirsel Soy : Muggle doğumlu.
Kayıt tarihi : 20/07/09

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Farklı Biri.   C.tesi Mayıs 21, 2011 7:13 pm

Aurélie. Kulağa ilginç bir melodiyle geliyordu. Melodileri severdim. Söyleyişteki büyü, asamızdan çıkandan bile daha kuvvetli görünürdü bana. Bunun nedeni, ruhuma herkesten çok dönük olmam; ona herkesten çok değer veriyor olmam olabilir. Bir Imperio lanetinin etkisiyle çello sesini karşılaştırmak benim için bile akıl kârı değil elbette. Yine de, Aurélie… Tipine cuk oturan bir isim olduğunu düşündüm. İnsan Aurélie dediğinde aklına bu gelmeliydi: kalın dudaklar, minicik burun, kendine has bir çekiklikle şekillenmiş koyu renk gözler, çıkık elmacık kemikleri. Eğer paniğim engel olmasaydı, gözlerimi ondan ayırmak istemezdim. Ancak oldum olası bakışlarımı sabitlemekte güçlük çekmiştim ve şimdi de bunun cezasını çekiyordum. Kızın ismini söylerken zorlandığını ise güç ayırt edebilmiştim. Bu benim de daha rahatsız hissetmeme yol açmıştı. Emindim ki bu kızcağızın benim gibi sorunları yoktu; sadece beni yadırgadığı için böyle konuşmuştu. Yine de, yüzündeki son derece nazik ifade bir yere kaybolmamıştı. Beni kırmamak için çaba harcadığını anlayabiliyordum. İsmimi sorduğunda, bakışlarımı yüzüne kaldırabildim. Bu benim için tek bir anlam ifade ediyordu: arada bir Hogwarts’ta kendimi göstermeye başlamalıydım. Cidden, öğrencilerin benden haberdar olmadığı fikriyle ilk defa yüz yüze geliyordum. Şölenlerde öğrencilere duyurulmasını istediğim uyarılar olmadığından, koridorlarda da fink atmadığımdan bunu düşünmüş olmam gerekirdi. Yine de hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Belki de bu kırıklığın etkisiyle, fazla zorlanmadan söyleyiverdim adımı. “Grigol Clemensen.” Boğazımdaki yumru olmasa, insanlarla konuşmaya alışmaya başladığımı düşünecektim. Bir de ellerim titremese. Bir de kalbim çok hızlı atmaktan ağrımasa. Bir de kollarım uyuşmasa… Yığılıp kalmaktan korktum bir an. Aurélie ne yapardı o zaman? Çelimsiz kollarıma baktım, beni kucaklayıp götürmesi mümkün değildi. Aslında etraftan kolay kolay kaybolamayacak kadar uzun boylu olmama rağmen, doğuştan bir kamuflaj yeteneğiyle varlığımı gizliyor olmalıydım. Bu gizlilik, belki de ilk resmi* arkadaşım olacak olan Aurélie’den esirgemişti beni. Sahi, tanımamıştı beni. Hogwarts hademesi olduğumu da bilmiyor olsa gerekti. O an daha da panik oldum. Trajik bir yalana atılıverdiğimi hissettim; ona hademe olduğumu söylemeyerek fakirliğini gizleyen genci oynayacaktım. Saygın mercilerdeki kimseler hademelerle arkadaş olmak istemeyebilirdi, bu onların hakkıydı. Aurélie öyle birine pek benzemiyordu aslında. Hufflepuff’tı, sosyal statülere göre insanları sınıflandırıyor olması düşük bir ihtimaldi. Yine de, ona ilk adımda bu acı gerçeği söylememeye karar verdim. Bu kararım, hiçbir entrikanın içinde olmayışımdan ve bir an önce deneyimlemediğim her şeyi yaşama hevesimden geliyordu. Belki de çocuklarıma anlatacak bir şeylerim olmasını istiyordum. Belki de çocuklarım olmasını istiyordum. Ne istediğimden hiç emin değildim. Sahi, birinden emindim. En son kaymak birası istiyordum. Bakışlarımı Aurélie’den ayırdım ve şişman garsona çevirdim. Bu hiç de hoş olmayan bir değişiklikti göz zevkim için. Hafif bir öksürükle boğazımı temizledim. Derin bir nefes alıp yavaş kelimelerle isteğimi dile getirdim. “İki kaymak. Kkbirası.” Dişlerimin arasından çıkan sesim sanki çok uzaklardan geliyordu. Kulaklarımda yankılandı. Odada tek başıma yaptığım konuşmalarda böyle olmuyordu. O zaman şakır şakır konuşuyordum, hem de kendime. Şimdi ise, bu saçma sıkıntının meyvesi olarak küçük düşüyordum. Aldırmamaya, sırtımı dik tutmaya çalıştım. Belki de Aurélie’ye ne istediğini sormam gerekiyordu; ama hem böyle ortamların yazılmamış kurallarından haberdar değildim, hem de kısıtlı kelimelerimi bunun için harcamayı göze alamazdım. Herkes kaymak birasını severdi. Galiba.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurélie D'Amours
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 156
Doğum tarihi : 04/11/94
Yaş : 23
Sihirsel Soy : Safkan.
Evcil Hayvanı : Beyaz baykuşu var.
Kayıt tarihi : 11/02/10

Bilgiler
Quidditch Mevkiî: Vurucu
Rpg Puanı:
98/100  (98/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Farklı Biri.   C.tesi Mayıs 21, 2011 9:46 pm

Evet, belki onunla bir saat kadar oturmuştu ama sanki her şeyini çözüyordu. En azından buna konuşmasında çektiği zorlukları anlamaya çalışarak başlıyordu. Onunla, o oluyordu. Belki de bu yeni keşfettiği bir özelliğiydi. İnsanların her gün bir şeyi keşfetmesi gibi görüyordu bunu. Şimdiye kadar her şeyi tek düze ilerlemişti aslında. Okuldaki muhteşem arkadaşlarıyla şakalar yapıp gülüşürlerdi ya da her seferinde yeni bir büyü öğrenmenin verdiği heyecanı yaşarlardı. Onlar için hayat buydu. Ann için de öyleydi. Ama artık çocuk olmadığını da biliyordu. Artık bir şeylerin eskisi gibi olmayacağını da biliyordu. Belki bazen çocuksu hallerine dönebilirdi ve bunu yaparken kimse karışamazdı ona ama yine de içinden gelmiyordu öyle olmak. Herkes bir yerde değişirdi, bunu bir önceki sene çok iyi öğrenmişti. Yine de ismini bu sefer öncekilerden farklı bir rahatlıkla söylemişti. “Grigol Clemensen.” Sonunda yanında oturan bu ilginç büyücü ona ismini bahşetmişti. Çok uzak bir isim gelmiyordu aslında ona. İlk kez duyuyormuş gibi hissedemiyordu nedense. Oysa ilk kez duyduğuna emindi. Böyle birini daha önce görmüş olsa unutabilir miydi? Belki. Sonuçta ne kadar çalışkan olursa olsun o bir Ravenclaw değildi. Hafızası mükemmel değildi. Buna çok takılmayacaktı, ne olursa olsun hayatında belki de son kez görecekti. Her zamanki Ann olacaktı, herkese nasıl davranıyorsa ona da öyle davranacaktı. Genç adam Ann’e bakıyordu. Gözlerinden bir şeyler okuyamıyordu. Şuanda neler hissettiğini ve neler düşündüğünü öğrenmek için nelerini vermezdi. “İki kaymak. Kkbirası.” Garsona dönerek söylediği bu kelimelerle biraz şaşırmıştı aslında. Henüz yeni tanışmışlardı ve hiç tanımadığı birinden kaymak birası içecekti. Elleriyle tuttuğu bardağa dönerken tüm kalbiyle boş olmasını umut etti ve aslında tüm bunlar yaşanırken o çoktan bitirmişti bile. Yüz kasları sanki büyük bir zafer kazanmışçasına gerilmişti. ‘Teşekkür ederim…’ kesinlikle ona nasıl sesleneceğini bilmiyordu. Onun bir şey demesini gerektirecek bir süre beklemediği için kendiyle gurur duyuyordu. Artık onu bu tür şeylerle rahatsız etmemeye çalışacaktı. Ya da bunu yapardı ama bir kereliğine yapmasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu. Garson üzerinde bol köpükleri bulunan iki kaymak birasını ikisinin de önüne koydu. Birasından büyük bir yudum aldıktan sonra tekrar ona dönecek cesareti kendinde bulamamıştı. Aslında öz güveni vardı, bir anlık cesaretle her şeyi yapabilirdi ama bu cesaret her zaman onunla birlikte olmuyordu. Onu yardımsever, küçük bir kız olarak tanımasını istemiyordu aslında. Ama okulda onu göremeyecekti. Tartışmaya girmekten ya da eğlenmekten çekinmeyen, hepsinin dibine vurabilen biriydi oysa Ann. Onun hayatının nasıl olduğunu merak ediyordu. Ama bunu soramazdı. Söylemeyebilirdi, bu onun en doğal hakkıydı çünkü. İlk kez tanıştığı biri için neden böyle şeylerini anlatacaktı ki? İkinci bir seferi olmamasına rağmen tüm merakını içinde tutmayı başarabildi. Birasındaki son yudumu da içtikten sonra Grigol’a döndü. ‘Kaymak birası için tekrar teşekkür ederim, sizinle tanıştığıma memnun oldum. Gitmem gerekiyor, bilirsiniz işte hazırlıklar…’ Dedi eline aldığı paketlerini göstererek. Paketlerin arasından birkaç galleonu masaya bırakarak ayağa kalktı. Grigol ona doğru bakıyordu. Son kez büyücüye tebessüm ederek, ‘Hoşça kalın Bayım’ diyebildi. Kendini barın dışına attığında temiz havayı derinlemesine içine çekti ve kaldığı yere doğru yürümeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Farklı Biri.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: ||| Büyücü Dünyası :: Londra :: Çatlak Kazan-
Buraya geçin: